Datçalılar Kanal İstanbul’a Hayır İmza kampanyasına Katıldı…

Aralık 29, 2019

foto_imza

Aydın Bodur

Datça’da eski Hükümet Binası arsasına yapılması düşünülen Prefabrik Emniyet Müdürlüğü Binası için, Belediye Başkanı ve Kaymakama “bina değil meydan ve park” istediklerini dile getiren Datçalılar, isteklerini kaymakamlığa iletilmek üzere düzenledikleri imza kampanyası ile de dile getirdiler. Bu imza kampanyası daha tamamlanmadan, hükümetin Kanal İstanbul dayatmasına da, tüm yurtta olduğu gibi, Datça’da da yükselen tepkiler, imza kampanyalarına dönüştürüldü.
Yaptırılan araştırmalara göre İstanbul halkının % 75’den fazlası Kanal İstanbul Projesine karşıyken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Aralık’ta Hereke’de “isteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul yapılacaktır” dayatması, Türkiye’de yeni bir kırılmaya yol açmıştı.
Sadece İstanbul’da değil, yurdun her yerinde halk kendiliğinden bir şekilde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ofislerine itiraz dilekçelerini vermek üzere akın etti.
MUÇEP – Muğla Çevre Platformunun da çağrısıyla, “Ekosisteme bu kadar ihanet yeter, Muğlalılar İstanbul’a kanal istemiyor”, diyerek tüm Muğla’da da imza kampanyası başlatıldı. Datça, Bodrum, Marmaris, Akyaka, Menteşe’de binlerce imza toplandı, toplanmaya devam ediliyor.
Görünen o ki yapılan, bir projeye itirazın ötesinde, devletleşmiş bir iktidarın güdümündeki siyasal güce, medyaya, yargıya, akademiye, polise de itirazı beraberinde getiriyor. Neredeyse kendiliğinden doğan, örgütsüz, hiyerarşisiz, tabandan gelen, bir arada durabilen itiraz hareketleri patlıyor ve otoriterliğe savrulduğumuz şu günlerde büyük değer taşıyor. İtiraz hakkı yeniden devreye giriyor


Datçalılar Kaymakamı ziyaret etti, kent meydanı taleplerini devlet yetkililerine iletti…

Aralık 19, 2019

kaymakam

Aydın Bodur

18 Aralık Çarşamba günü yine aralarında siyasi parti temsilcileri, belediye meclis üyeleri, kent konseyi temsilcileri, çevre platformları, meslek örgütleri, sendikalar, STK ve çeşitli halk inisiyatiflerinden temsilcilerin de olduğu 50’ye yakın Datçalı, Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ı ziyaretleri sonrası bu kez de Datça Kaymakamı Mesut Çoban’ı, Kaymakamlık Binasındaki odasında ziyaret etti. Eski Hükümet Binasının olduğu arsaya Emniyet Müdürlüğü ya da herhangi bir bina yapılması yerine oranın ağaçlandırılarak, nefes alınacak bir kent meydanı olması isteklerini ilettiler. Kaymakam Mesut Çoban, gelen temsilcileri oldukça sıcak bir biçimde karşıladı ve kalabalık heyeti odasında ağırladı.İlk sözü alan Kent Konseyi Başkanı ve Belediye Meclis üyesi Hayriye Balkan, gerek Belediye Meclisinde ve gerekse Kent Konseyinde tartışılan ve tüm parti temsilcilerinin oy birliği ile söz konusu alanın Kent Meydanı ve Kapalı Otopark olarak düzenlenmesine dönük belediye kararını da hatırlatarak, geçici olarak yapılması tasarlanan Emniyet Müdürlüğü için alternatif yer önerilerini de içeren bir dosyayı Kaymakamlığa teslim etti.
Kaymakam Mesut Çoban, gelenlerin çevre hassasiyetini anladığını, ancak o arsanın mülkiyetinin Hazineye ait olduğunu, eskiden de arsanın üzerinde Hükümet Konağı olduğunu ve Datça’daki devlet kurumlarının merkezi bir yerinin olmadığını dolayısıyla yine aynı amaçla kullanımına dönük bir planlamanın yapıldığını hatırlattı. Sorulan bir soru üzerine, Emniyet Müdürlüğünün bir otel binasında hizmet verdiğini ve kent merkezinde acil bir polis merkezine ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
Kent Konseyini temsilen Avukat Güngör Erçil, önceki Hükümet Binasının yapıldığı dönemin nüfusuna göre o binanın belki kabul edilebilir olduğunu; ancak, Datça’nın şu andaki ihtiyaçlarına göre kent meydanı ve yeşil alana ihtiyaç olduğunu, bu ihtiyacın Belediye’nin de, uzmanlar dahil hemen hemen tüm Datçalıların kabulü olduğunu ve bunun dikkate alınması gerektiğini söyledi… Belediye’nin bugünün ihtiyaçlarını gözeterek, bir imar revizyonu yaptığını; bu revizyonla ilgili olumsuz bir durum olarak dile getirilen yeniden Düzenleme Ortaklık Payı alınmasının, zaten yasal olarak mümkün olmadığını ve üstelik Belediye’nin de böyle bir girişimde bulunmasının da söz konusu olamayacağını söyleyerek kamunun ihtiyaçlarına binaen her türlü mülkiyetin yeniden düzenlenebileceğine işaret etti. CHP’li Belediye Meclis üyesi Can Canbey, bir Datçalı olarak, kent için geçici planlamalardan ziyade kalıcı ve toplumsal hafızaya kazınacak bir imar planlamasına ihtiyaç olduğunu, Datça’nın imar ihtiyaçlarının “prefabrik/geçici Emniyet Müdürlüğü binası” gibi geçici tedbirlerle düzenlenmesi yerine, kalıcı ve güzel eserlerin geleceğe bırakılmasının önemini anlattı ve bu konuda Kaymakamlıktan da samimi olarak destek talep ettiklerini belirtti. Temsilcilerin birçoğu, söz alarak nefes alacak bir kent meydanına ihtiyaçlarının olduğunu ve o alanın kent merkezinde en uygun alan olduğunu ve oranın sadece yeşillendirilerek bırakılmasının önemine dair düşüncelerini paylaştılar. Temsilcilerden Kemal Sümer, eski Hükümet Binasının olduğu alana Emniyet Müdürlüğü dahil hiçbir binanın yapılmaması gerektiğini bir kez daha dillendirerek, yapılmasına karşı duracak Datçalıların Emniyetle karşı karşıya bırakılmasının da istenmeyen tatsız bir konu olduğuna işaret etti.
Kaymakam Mesut Çoban, tüm temsilcileri dikkatle dinledi. Gerekli notlarını aldı. Toplantı samimi bir havada geçti. Mesut Çoban temsilcileri uğurlamadan önce, bazı serzenişlere rağmen, gelen heyeti anlayışla karşıladığını söyledi. Henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen geçici Emniyet Müdürlüğü için PTT’nin yanının seçildiğini ama mülki amir olarak temsil ettiği makamın da çevre hassasiyeti olduğunu belirterek, devlet hizmetlerinin de uygun şartlarda sürdürülmesine dönük çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.
Datçalılar, böylece eski Hükümet Binasının olduğu arsanın Kent Meydanı olarak kullanılmasına dönük taleplerini güçlü bir biçimde Kaymakamlarına da iletmiş oldular ve şimdi de devlet yetkililerinin kendilerine olumlu cevap verilmesini bekliyorlar!


Zeytinler Hukukun Ne Yanına Düşüyor

Aralık 18, 2019

zeytin gün

Güngör Erçil

Bütün benzerlerinde olduğu gibi, Yatağan ve Milas’ın köylerinde, üç termik santrale yakıt sağlayan kömür ocakları, zeytin ağaçlarını, zeytin bahçelerini yutuyor, yok ediyor… Yıllardır, durmaksızın. Oysa, Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’a göre, kısaca Zeytin Kanunu’na göre, tek bir zeytin ağacı kesilemez, zeytinlikler yok edilemez. Ama oluyor, hem de sürekli oluyor, olmaya devam ediyor. 

Buna kim ne diyor? Asıl soru, sorun bu.

Köylü işini gücünü bırakıp şikayet etse, ki ediyor… Aldığı cevap: Zeytin Kanunu, zeytin ağacının kesilmesini yasaklıyor, uymamayı para cezası yaptırımına bağlamış; şikayetiniz üzerine baktık. Evet, zeytin kesilmiş, maden işletmecisi kesmiş, ağaç başına para cezası kestik, işimizi yaptık

Yazının devamını oku »


Cumhurbaşkanına Hakaret İçin Aynı Suç Delilinden 2. Dava Datça Adliyesinde…

Aralık 16, 2019

engin

Öncelikle 7 Kasım 2019 tarihi itibariyle Adalet Bakanlığı açıklamalarına göre , Cumhurbaşkanına hakaret davalarının sayılarının ne kadar olduğunu belirtelim. 1986 ile 2018 yılları arasında açılan davaların sayılarına bakıldığında. Söz konusu tarih aralığında toplam 19 bin 122 sanık için dava açılırken, sadece Erdoğan döneminde 17 bin 406 sanık için dava açıldı. Bu rakamlar, Açılan toplam davaların yüzde 91’inin Erdoğan döneminde açıldığını gösteriyor. Bugün itibariyle bu davaların sayısının kaça ulaştığını bilmiyoruz. Daha da arttığı kuşkusuz.

Yazının devamını oku »


Datçalılar, eski Hükümet Binası arsasının Kent Meydanı yapılmasını istiyor!!!

Aralık 14, 2019

park alanı
Aydın Bodur
13 Aralık Cuma günü deprem riski nedeniyle yıkılan eski hükümet binasının arsasında Emniyet Müdürlüğü yapılmak istendiğini duyan, aralarında siyasi parti temsilcileri, çevre platformları, meslek örgütleri, sendikalar, STK ve çeşitli halk inisiyatiflerinden temsilcilerin de içinde bulunduğu yüze yakın Datçalı, Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ı makamında ziyaret etti ve kent merkezindeki yaklaşık 5 dönümlük bu arsanın kent meydanı ve toplum merkezi olarak değerlendirilmesine dönük istekleri için toplantı talep ettiler.

Yazının devamını oku »


Datça Tüm Emekli-Sen Meydanda:Biz yoksulluk değil, insanca yaşamak istiyoruz.

Aralık 13, 2019

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Pakize Karataş dahil, ayakta duran insanlar, gökyüzü, kalabalık ve açık hava

Datça Tüm Emekli-Sen üyeleri bugün saat 13.00’te Cumhuriyet Meydanı’nda Datçalıların katılımıyla hükümetin hazırladığı 2020 yılı bütçesinde emeklilerin, emekçilerin, yoksulların sorunlarını çare olacak  hiçbir çözümün bulunmadığını dile getiren basın açıklaması yaptılar.

Basın açıklamasına CHP 26. Dönem milletvekili Yakup Akkaya, CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı Aytaç Kurt, İlçe yöneticisi Ali Kurt ve HDP üyeleri destek verdiler.

Tüm Emekli-Sen bugün örgütlü olduğu Türkiye’nin tüm il ve ilçelerinde kitlesel olarak bu basın açıklamasını yaptı.

Yazının devamını oku »


PTT’nin arkasındaki, eski Kaymakamlığın olduğu, şimdi otopark olarak kullanılan alanda ne yapılacak?

Aralık 12, 2019

Görüntünün olası içeriği: basketbol sahası ve açık hava

Çeşitli zamanlarda çeşit çeşit rivayetler dolaştı, durdu. Belediye’nin toplum merkezi, yeşil alan olacaktı, mesela? Kat otoparkı rivayeti dolaştı durdu. Birine verirler, AVM dikerler diyenleri bile duydum…
Şimdi başka bir rivayet dolaşıyor. Tıpkı limanda yapılan çelik konstrüksiyon Sahil Güvenlik Binasının bir benzeri, Polis Karakolu yapılsın deniyormuş!?
Sanırım Kaymakamlık kanalıyla böyle bir süreç işletilecek!? Kimsenin aklına gelmez mi, Datçalıya sormak!?
Datça Belediyesinin, o alan için zaman zaman Datçalılar ile konuşup paylaştığı bir Toplum Merkezi, yeşil alan fikri vardı? Datçalılar, Başkanı da, Kaymakamı da ziyaret eder, dertlerini anlatır ve o alan nefes alınacak yeşillenmiş bir merkez olur umarız…


MUÇEP ve İç İşleyişini Görünce Aklıma Takılanlar…

Aralık 11, 2019

Fotoğraf açıklaması yok.

Aydın Bodur

MUÇEP – Muğla Çevre Platformunun iç işleyiş metnini gördünüz mü?
https://mucep.org/mucep-isleyis-metni/

İLKELER
MUÇEP,

  1. Doğaya insan merkezli bakılamayacağına, doğanın mülk edinilemeyeceğine, tüm canlıların doğa içinde insan kadar var olma hak ve imkânına sahip olması gerektiğine inanır.
  2. Bu anlayışla birey, kurum, devlet ve tüm yönetim organları düzeyinde herkesin, bu ortak varlık kabulüne saygılı biçimde davranması gerektiğini kabul eder. Bu anlayışa aykırı her türlü bireysel, toplumsal ve yönetsel eyleme karşı durmayı temel görev sayar.
    1. Kurumsal yapı ve işleyiş açısından özgürlükçü-eşitlikçidir; hiyerarşik, çoğunlukçu ya da cinsiyetçi değil, yatay örgütlenmiş ve çoğulcudur. Azınlığın ve tek katılımcının düşünce ve görüşlerinin çoğunluğunki kadar anlamlı ve değerli olduğunu kabul eden bir yapıya sahip olmayı, sürekli gözetilmesi gereken bir ilke sayar.
    2. Bireysel veya kurumsal tüm katılımcılarından, her sürece etkin katılımı somut olarak ortaya koymalarını bekler; örgütlenme yapısını ve çalışma prosedürlerini, bu ilkenin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde düzenler.
    3. Tüm çalışma ve kararlarında doğrudan demokrasiyi temel bir ilke olarak kabul eder.

    diyerek başlayan bu metin, beni heyecanlandırıyor doğrusu…

     

    Sol-muhalif grupların iç işleyiş ve/veya yanyana durma ilkelerini/anlayışlarını yeniden gözden geçirmeleri ve farklılaştırmaları mevzuuna takığım uzun bir süredir… 

     

     

    t24’de Aydin Engin’in yazısını okuyunca:

     

     

    https://t24.com.tr/yazarlar/aydin-engin/programlar-cesit-cesit-tuzukler-pek-esit,24718

    Uzun bir suredir ben de hiyerarşisiz, temsili degil (hatta merkeziyetçi hiç degil) dogrudan ya da katilimci demokratik kuralların işletilebildigi kurumlar oluşturulabilir mi’nin peşine düştüğümün farkına vardım… Gittigim yerlerde aynı düşü düşleyenlerin söz haklarinin eşitlendigi yerleri-mecralari seçtigimi, onlarin yaninda kendimi daha rahat hissettigimin farkına vardım…

    Bir de bu yapıların biraz daha mürekkep yalamışlar arasında tartışıldigindan olsa gerek, ekoloji öncelikli ya da insan hakları öncelikli kurumlar içinde daha önem kazandıgını gözlemledim… 

    Siyaset yapmanın bu kurumların katkilariyla daha güzelleşebileceginin ayırdına vardım… Hatta her bireyinin eşit söz hakkinin oldugu kurumların, ilkelerini yazip çizip, sınırlamış “ilkeli” örgütlerden çok daha gelişmeye açık ve dinamik oldugunu keşfettim…

    Hani öyle sadece kişisel bir hezeyan/heyecan hali falan değil benimkisi… Aslında bu konuda yani yeni siyasetin iç kurallarının daha eşitlikçi olmasına ilişkin Türkiyedeki gerçekleştirilebilmiş ilk manevralar benim görebildiğim kadarıyla, yine birinci TİP’de siyaset yapmış Mehmet Ali Aybar ve Cenan Bıçakçı’nın, yanlarında Nebioğlu gibi isimlerin falan parti başkanlığını rotasyona tabii tutmak, seçilmiş olanı genel kurul kararıyla geri çağırmak falan gibi o zamana göre oldukça ileri sayılabilecek çabaları, 80 öncesi kurdukları Sosyalist  Parti ve devamı olarak 80-90 sonrası Sosyalist Devrim Partisi arayışlarında gördüm ben ilk defa (aslında “demokratik sosyalizm” adıyla 1970’lerin başına kadar vardırılabilir görünüyor bu çabalar, yani bir anlamda TİP’in Ortodoks Marksist çizgiye yerleşmesinden hemen sonra başlamış, arayışlar da… Aslında “forumlar” ile öğrenim kurumlarında, “mahalle komiteleri ya da meclisleriyle” mahallelerde başlayan ve devam eden toplaşmaları da sayabiliriz eskinin yeniyi özleyen filizleri olarak belki de, ama bu örgütlenmeler her zaman merkezi düzeyde baskılanabilen örgütlenmeler olduğunun da altı çizilmesi gerek tabii)… Çevremdeki arkadaşlarla, “abiler ve ablalar”la 80’lerin hemen öncesinde az biraz da dalga geçerek izliyorduk SDP’yi, ‘böyle de sosyalist parti mi olurmuş’ diyerek… Henüz Stalini eleştirmenin o kadar da moda ve normal olmadığı günlerdi ne de olsa ve biz daha Stalini eleştirmenin şehvetine kapılmamıştık henüz:))
    Sonra zaman geçti, devran değişti… Çok sular aktı köprülerin altından. Çatır çatır yıkıldı “reel” sosyalist sistem. Kapitalizm bir kez daha, daha da vahşileşti. Küçük/mikro bireysel kazançlar için, kazanılmış sosyal hakların feda edildiği, insanla birlikte doğanın ve insan dışı türlerin daha da çok tahrip edildiği günlerden geçtik, daha da kötülerini, hep kötülerini gördük… Yaşadıkları ortamlar tahrip edildiği için, en temel insan haklarına bile sahip olamayan, yerlerinden sürgün olan milyonlarla mülteci ile tanıştık, 2. Dünya Savaşı sonrası bir kez daha sapır sapır dökülüyordu insanlar… Ekolojik olarak her geçen gün bir felaketin sınırlarına kadar geldik. Sanırım yaklaşan felaketi/krizi, ilk anlayanlar, insan hakları savunucuları ile iklim savunucuları oldu şimdilik!.. Dolayısıyla yeni biraraya gelişler ve bu bir araya gelişlerin yöntemlerini bir kez daha aramaya, ilk kez insan hakları ve iklim krizi temelinde çalışanlar yöneldiler ve bu insanlık mücadelesinde şimdilik en dirençliler de onlar arasından çıktı galiba, ha bir de “kadınlar” var tabii…

    Sanırım onun için mültecilerin çocukları, yaktı sokakları ilk önce Avrupalarda, Amerikalarda… Onun için insan hakları savunucuları onlarla birlikte bırakmamaya çalıştı alanları… İklim krizinden korkanlar ve savunmak zorunda olduklarının bilincinde olanlar “yeşili korumak” için indiler, Gezi’ye mesela ya da Dünya Sosyal Forumlarında biraraya gelenler yaktılar Davos’u…
    Başka bir toplaşma-biraraya gelme hukuku konuşulur oldu, bir süredir: temsiliyeti azaltan, ağabeyliği/ablalığı/şefliği ret eden, kendinden farklı olanları da gözeten, farklılıklardan da ders

    çıkartan, o farklılıkları törpülemek yerine tüm zorluğuna karşın onlarla benzerliklerini öne çıkartan, hiyerarşi yaratmayan örgütlenmeler peşine takılan, herkese eşit söz hakkı tanıyan, zaman zaman doğrudan demokrasiyi, zaman zaman katılımcı demokrasiyi öne çıkartan, dayanışma temelli yapılar… Sınırları zorlayan, tanımayan, hatta kuralların da sınırlayıcılığı dolayısıyla, şimdilik yazılı kurallardan bile kaçınan bir toplaşma biçimi savunulur oldu… Benim pıtrak gibi çoğaldıklarını görebildiklerime örnekler: İstanbul’da Kuzey Ormanları Savunması ya da öncesinde Validebağ, Sarıyer, Taksim vb. gibi semt dayanışmalarında ya da Ankara’da 100.Yıl İnisiyatifi, Tuzluçayır, Dikmen, Ayrancı Semt Meclisleri, Solfasol Kent Gazetesi deneyimleri ya da mesela Muğla’da 40’dan fazla dernek ve girişimin desteği ve birleşmesi ile bir araya gelen Muğla Çevre Platformu-MUÇEP, Datça’da bir araya gelen kültür ve sanat insanlarının eşitlikçi bir kolektif/dayanışma ağı kurmaya çalışmaları (DKSD) ya da yine 100’e yakın bileşenin desteği ve birleşimiyle oluşan Türkiye çapında Ekoloji Birliği… Ya da KHK’li akademisyenlerin bulundukları hemen her yerde kurmaya çalıştıkları Özgür Üniversite benzeri, eşitlikçi akademi özlemleri falan filan…
    Şimdi de yeni bir enternasyonel doğuyor belki de onun ilk nüvesi de Dünya Sosyal Forumları idi…

    Şimdi de COP’la şenlendi Madrid sokakları…

    https://t24.com.tr/video/yeni-bir-enternasyonal-doguyor-iklimi-degil-sistemi-degistir,24950
    Belki de Paris Komününü ateşleyen halk şuralarından 150 ve Ekim Devrimini ateşleyen işçi-köylü sovyetlerinden 100 küsur yıl sonra yeniden Enternasyonel Marşı ile şenlendiririz sokakları, belli mi olur!!!
    uyan artık uykudan uyan
    uyan esirler dünyası
    zulme karşı hıncımız volkan
    bu ölüm-dirim kavgası
    yıkalım bu köhne düzeni
    biz başka alem isteriz…

Yazının devamını oku »


Datça Belediye Meclis Toplantısı Üzerine Düşüncelerim…

Aralık 5, 2019

federico-garcia-lorca-sozu-1

Aydın Bodur

Datça belediyesi, doğru bir adım attı ve şeffaf belediyecilik adına belediye meclis toplantısını facebook sayfasından canlı olarak yayınladı… Canlı yayın boyunca, izlenme sayısı 20 lerden başlayıp ara ara 50 lere çıktı… Aynı zamanda belediye yaptığı canlı yayını, görsel-işitsel bir tutanak olması için sayfasında erişilebilir bir kayıt olarak da bıraktı… Hani bilgi veriyorsunuz ya, bu da benden bir bilgi parçası olsun…
değinmek istediğim iki konu daha var…

Biri: su değiştirilmek istenen sokak isimleri meselesi… bu mesele o kadar önemli ki, dünya ölçeğinde yüz akı aydınlara, sanatçılara değer verildiğinin göstergesi bu sokak isimleri.(Onlar sanatın evrensel niteliğinin sembolleri). benim Datça’ya gönül vermemin, yerleşmemin nedenlerinden biri de o okunamadığından(telaffuz edilemediğinden) şikayet ettikleri Yannis Ritsos sokak mesela, Bertolt Brecht ya da Garsiya lorka (Garcia Lorca) sokak mesela… ulusal ölçekte maalesef kabul ettiğimiz aşağılanmışlık duygusuyla dünyaya hınç duymak yerine dünya ölçeğindeki bu insanlardan feyz alındığı, tat aldığı duygusu taşıdı beni Datça’ya… sokak isimlerinin ulusal sanatçılarımızın isimleriyle değiştirilmesi isteği, sadece ve sadece bir manevradır ve şoven bir hamledir.Bu önergeleri verenler ellerindeki cep telefonu iphone’sa onu ‘ayfon’ diye okuyabiliyorlar mesela, başka bir dizi örnek eklenebilir,  yaşadığımız toprakların değerleri olan, Ruhi Su ya da Münir Özkul adının verileceği başka yeni sokaklar mı kalmamış? buna bir tepki örgütlemeli ve Uluslar arası değerlerin isimlerini taşıyan sokaklara dokunma diye bir kampanya yapmaları gerekir Datçalıların. Yazının devamını oku »


DATÇA BELEDİYE MECLİSİ ARALIK AYI OLAĞAN TOPLANTISI NOTLARI…

Aralık 3, 2019

Mehmet Erdal
Datça Belediyesi Aralık ayı olağan toplantısı, bugün, saat 09.30-13.00 arası, Belediye Meclisi toplantı salonunda yapıldı.
***
Toplantıya CHP-10, AKP-3, MHP-2; yerel basın-2; biz izleyiciler, toplam 15 kişi katılım gösterdi.(Bu ayki toplantının gündem maddelerinin birisinin, önceki toplantıda AKP-MHP ortak imzasıyla yazılı olarak önerilen ‘yabancı sokak isimlerinin değiştirilmesi’ olması ve bu önerinin yerel kamuoyunda bir ölçüde de olsa tartışılması; 07.11.2019 günkü seçimsiz Kent Konseyi kongresinde bu öneri ve bu toplantıya katılım üzerine konuşulması; ayrıca, 17.11.2019 tarihinde Hızırşah Kültürevinde yapılan ‘Yerel Demokrasi-Forum’unda Belediye Başkanı’nın ‘Gelin, katılın’ çağrısını yinelemesi hasebiyle, bu toplantıya ‘izleyici’ düzeyindeki katılımın her zamankinden daha çok olacağı olasılığı vardı; ama, olmadı…)

Yazının devamını oku »