İktidarın Kıyıları Halka Kapatan Uygulamalarını Datça Kent Konseyi Protesto Etti

Ekim 17, 2018

Deniz kıyılarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Muğla Valiliği tarafından kurulan Muğla Çevre Vakfı (Muçev) kılıfı altında özel işletmelere kiralanarak halka kapatılmasına karşı Datça Kent Konseyi bu kararı protesto eden bir açıklama yaptı.

Aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, Datça kıyıları güya çevre adıyla kurulmuş ama kıyıları ranta açma faaliyeti sürdüren Muçev tarafından özel işletmelerin şezlong istilasına uğramış halde artık.

datça kent konseyi ile ilgili görsel sonucu

Datça Kent Konseyinin açıklaması şöyle:

konsey

 


Datça Tüm Emekli-Sen ‘Krizi yaratanlar, bedelini ödesin’

Ekim 6, 2018

Ferhan Umruk

5 Ekim Cuma günü saat 17.00’de Datça Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan emekli yurttaşlar, krizi yaratanlar, bedelini ödesin vurgusuyla basın açıklaması yaptılar.

Basın açıklamasını  Hüseyin Sarıbaş okudu.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, gökyüzü, ayakkabılar, ağaç ve açık hava

‘HASTALIĞI TEŞHİS ETMEDEN TEDAVİYİ YAPAMAZSINIZ

Ülkede tüm kesimler, pahalılık ve zamlar altında inim inim inlerken mevcut hükümetin başı ülkede “kriz yok, spekülasyon var” derken, sorunun ne kadar ciddiye alındığını göstermektedir.

Bu kriz, sadece dolar krizi, rahip krizi veya dış güçlerin tezgahı demekle tanımlama ve bu konuda milli dava demekle açıklanamaz, olsa olsa yasağı savmak ve geçici olarak süre kazanıp iktidarlarını sürdürmekten öteye geçemeyecektir.

Meselenin özü; Tamamen dış finansmana bağlı, üretimi değil borçlanmayı esas alan, rant’a ve beton’a dayalı, dışa bağımlı bir ekonomik modeldir. Dolayısıyla dış kaynakların eskisi kadar ucuz ve sürekli olmaması nedeniyle bu noktaya gelindi. Asıl sorun, uluslar arası konjonktür uygunken, yani döviz ucuzken ve faizler düşükken altına girilen büyük borçlardır.

BU BORÇ BİZİM DEĞİL

Bu borç emekçi kesimin borcu değil, aksine borçlanan %1.lik kesimin borcudur ve onlar ödemelidir. Gelirlerin paylaşımında, adalette ve eşit yurttaşlık konusunda ayni gemide bulunmuyoruz ama, nedense kriz ve borç ödeme konusunda ayni gemide olduğumuz ısrarla söylenmekte ve bunun milli mesele olduğu için hep beraber gögüslemek gerektiği vurgulanmaktadır. Emekli ve emekçi kesim olarak bunlara inanmıyoruz ve bu söylemlere karnımız toktur.

Diğer taraftan, halka kemer sıkma önerileri yapılırken saray ve çevresi ihtişamlı yaşamını her alanda sürdürmekte, yeni vip uçaklar almakta, kokteyllerinde ismini dahi bilmediğimiz Ejder meyveleriyle partiler düzenlemekte, tüm kamu kaynaklarının toplandığı Varlık Fon’una Cumhurbaşkanı kendince atanmakta, yardımcılığına da damadı getirilmektedir. Böyle bir uygulamanın bırakın demokratik ülkelerde olmasını, Afrika ülkelerinde bile yoktur.

Tasarruf yapılacaksa önce devletin rantabl olmayan (Kanal İstanbul vb.) yatırımlarından başlamak lazım ve bir an önce bunların durdurulması gerektiğini anlamaları gerekir.

Saray, burası Türkiye’dir deyip AVM.lerin kiralarını TL.ye çevirmesini isterken, yabacı firmalarla köprü, hava alanı, Şehir Hastaneleri vb. büyük yatırımlar garanti kotasıyla döviz üzerinden olduğu halde, yabancı firmalara bu konuda en ufak bir uyarı bile yapılmamaktadır.

Gece yarısı kamu bankalarının döviz kurunu düşürüp dövizlerin kimlere ve ne kadar satıldığı konusunda herhangibir açıklama bugüne kadar yapılamadı. Ayrıca bu kriz döneminde milyon seviyesinde hangi firma ve kişiler döviz almış, açıklanması gereken karanlık noktalardır.

ADALET BİR GÜN HERKESE LAZIM OLUR

24 Haziran seçimlerinden sonra tek adam yönetimi hayatın her alanına müdahale etmekte ve AKP kadroları ve dinci cemaatler, kamu kurum ve kuruluşlarını savaş ganimetiymiş gibi parsellemekte, kamu taşınmazlarını “ kamu yararına” dernek- vakıflardır bahanesiyle 49 yıllığına kiraya vermektedirler.

Özellikle Milli Eğitim Bakanlığında, eğitim tamamen bu cemaatlere bırakılmış durumdadır. Sırf öğrenciler İmam Hatiplere kaydolsun diye olmadık yöntem ve numaralar çevirmektedirler.

Yılbaşından bu yana TL.nin dolar karşısındaki kaybı %61 cıvarındadır, yıl sonuna kadar nerede duracağı da belli değildir. Şu anda resmi enflasyon %24 civarındadır, ama mutfaktaki enflayon %40-50 civarındadır, ücretlerimiz günden güne erimektedir.

Ağustos 2018 itibariyle; Açlık sınırı 1.812 TL. Yoksulluk sınırı 6.050 TL. Tek kişinin geçimi için 2.225 TL. gerekmektedir.

Bu tabloda da görüleceği gibi 13 milyon emeklinin tamamına yakını ve asgari ücret alanların tamamı açlık sınırının altındadır. Bu şartlar altında yaşamını ikame etmeye çalışan insanlar sorunların altında ezilmekte ve çareyi kendini yakmakta ve intihar (bir gün önce çocuğu kıyafet nedeniyle okula alınmayan baba İsmail Devrim’in intiharı basındaydı)etmektedir. 2017 yılında gerçekleşen 3069 intihardan 223’ünün “geçim sıkıntısı” dan kaynaklandığı görülmüştür.

İflas eden ve konkordato ilan eden binlerce firma yasaklar nedeniyle açıklama bile yapamamaktadır. Ağustos 2018 de 954 işyeri kapanmıştır, 8 ayda kapanan işyeri sayısı 7.877 dir. Günde ortalama 31 işyeri kapanmaktadır.

Bu şartlar altında, tüm emek ve demokrasi güçlerini krizi yaratanların krizin faturasını emekçilere, ezilenlere ve emeklilere çıkartma girişimlerine ve saldırılarına karşı hızla harekete geçmeye birlikte mücadele yürütmeye, omuz omuza vermeye çağırıyoruz.

Emekliler olarak diyoruz ki;

1- Son 15 yılın en yüksek enflasyonuna karşı eriyen ücretlerdeki fark acilen telafi edilmeli,

2- vergideki adaletsizlik giderilmeli, partili/yandaş patronların ana parasını ve vergi borcunu sıfırlayan kararlar derhal iptal edilmeli,

3- Ülkedeki OHAL in devamı niteliğinde ve mülki idarecilere verilen yetkiler iptal edilerek, hukuk ve demokrasi tesis edilmeli,

4- Savaş tamtamlarıyla halk uyutularak krizin faturası emekçilere çıkarılmamalı,

5- Saray rejiminin devasa bütçesi, örtülü ödenek, ve kanun dışı kaynak kullanımı derhal durdurulmalıdır.

Tekrar haykırıyoruz bu krizi biz yaratmadık kim yarattıysa o kesim ve gruplar ödesin.

Saygılarımızla

TÜM EMEKLİLER SENDİKASI GENEL MERKEZİ