Tevfik Fikret 103 Yıl Sonrasında da Özgürlük Çığlığı…

Ağustos 21, 2018

Bir büyük özgürlükçü şair Tevfik Fikret’ bundan 103 yıl evvel kaybettik. Yaşadığımız topraklara şiirin evrenselliğinin ilk tuğlalarını koydu.

İnsana, özgürlüğe ve evrenselliğe olan inancıyla dizelerini yarattı.

tevfik

En iyisi onu Nazım Hikmet’in kaleminden okuyalım.

“Nitekim, İttihatçılar iktidara geçtikten sonra, Fikret’in düşündüğü büyük hürriyet yerine, temsil ettikleri zümrelerin menfaatlarını koruyunca, Fikret bir yandan onlara saldırırken, bir yandan da dünyaya küsmüş, dağın tepesine çekilmiştir. Fikret mücerret ahlâka, mücerret iyiye ve kötüye inanmış, bunların zamanla, mekânla öz ve kalıp değiştiren konkre şeyler olduğunu anlayamamıştır. Dünyada ve kendi memleketinde her şeye rağmen insanların ileriye doğru atıldıklarını görmüş ve bundan dolayı insana inanmış, güvenmiş ve ana hattında hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştır. İçinde yaşadığı dünya ve öz memleketinin şartları onu mücadeleci yapmıştır.

“Hülâsa Fikret’de ikilik vardır. Fakat bu ikilik gitgide ilerinin lehine, gerinin, sallantıda, tereddütte olanın aleyhine bir birliğe doğru inkişaf etmiştir. Öz bakımından söylediklerimizi, yazısının tekniği, dili, şekli bakımından da söyleyebiliriz. Türk şiirine Avrupalı insanı ilk getiren odur, insanı veren en uygun şekillerin Türk şiirine girmesi onunla başlar. Son devirlerinde yazdığı, bilhassa çocuklar için yazdığı şiirlerde dil de gitgide temizlenir. Hasılı Tevfik Fikret, Türk edebiyatının on dokuzun sonu yirminci yüzyılın başındaki en büyük dağıdır. Fikret’i anlamadan, Fikret’i okumadan bugün şiir yazanlar varsa bunlara acırım.” (Nâzım Hikmet, Cezaeviden Memet Fuat’a Mektupları, Oğlum, Canım Evladım Memedim, De Yayınevi, İstanbul, 1968, s.47-49.

Onu  Haluk’un Amentüsü şiiriyle analım…

Haluk ‘un amentüsü

bir yaratıcı güç var, ulu ve akpak,
kutsal ve yüce, ona vicdanla inandım.

yeryüzü vatanım, insanlık milletimdir benim*,
ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.

şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var;
dünya dönecek cennete insanla, inandım.

yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
ben buna tevrat’la, incil’le, kuran’la inandım.

tekmil insanlar kardeşi birbirinin… bir hayâl bu!
olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.

insan eti yenmez; oh, dedim içimden, ne iyi,
bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.

kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık
kan ateşidir, sönmeyecek kanla, inandım.

elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından
aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna imanla inandım.

aklın, o büyük sihirbazın hüneri önünde
yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.

karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,
patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.

kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir
yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.

bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
bilim gücüyle olacak ne olacaksa… inandım.

tevfik fikret

* milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin.


Federico Garcia Lorca, Datça’nın Bir Caddesinde Adıyla Yaşıyor

Ağustos 19, 2018

1936 yılında bugün Franco faşizmi tarafından öldürülmüş olan Lorca’yı “Atlının Türküsü” ile anıyoruz.

lorca

1898 yılında, İspanya’nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Lorca’nın başarısında çocukluğunun büyük payı vardır. Granada’nın Fuentevaqueros kasabasında, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lorca’nın babası ateşli, canlı, neşeli bir adam; annesi ise sessiz ve ağırbaşlı bir kadındı.

Lorca, yazdığı Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco’cuları masumiyeti katletmekle suçlamaktaydı.

ATLININ TÜRKÜSÜ
Kurtuba
Uzakta tek başına

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya

Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında

Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba'ya

Kurtuba
Uzakta tek başına

Federico Garcia LORCA

Çeviri: Melih Cevdet ANDAY – Sabahattin EYUBOĞLU

Aşağıdaki bağlantıda Paco İbanez’den  F.G. Lorca şiirlerinden şarkılar.

https://www.youtube.com/watch?v=e_KiE6blqJY



Datça Can Yücel’i Andı

Ağustos 12, 2018

can2018

Ferhan Umruk

Mekanım Datça olsun diyerek yaşama 19 yıl önce yaşama veda eden Can Yücel Datça’da kabri başında anıldı.

“Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi” dizeleriyle insanın, insan olmanın işaret fişeğini ateşlemiş olan Can Yücel’in yoldaşları, dostları da anmaya katılanların içindeydi.

Onlar törensel gereğin değil, onun sanatı sosyalist mücadeleyle bütünleştiren hatırasını bugüne, geleceğe taşımak görev bilinciyle orada bulunuyorlardı.

O Can Yücel’ki ,  sanatın para önünde diz çökmeyeceğini, olsa olsa paranın sanat önünde diz çökeceğini  yaşamı boyunca ispatlayan bir örnek olmuştu.

Türkiye İşçi Partisi’nin zorlu mücadele yıllarını omuzlamış, yaşama veda etmesinden kısa bir süre önce 18 Nisan 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden İzmir 1. sıra milletvekili adaya olmuştu.

Ve şöyle demişti “Kanserli bir ülkeye, ancak kanserli bir şair doğru bir teşhis koyabilir.”

Yaşamının son anına kadar mücadele örneği oldu.

İşte sanatı ve mücadeleyi bütünleştiren geleneği sürdürenlerin düşüncelerini, yaptığı konuşmayla İbrahim Çiftçioğlu dile getirdi:

“Bir insan ömrü en son anıldığı zaman biter. Bedeninin yeryüzünü terk etmesi onun öldüğü anlamına gelmez. Burjuvazinin sanatçıyı halktan, emekçilerden ayırmak için uydurduğu şeylerden biri sanatçı angaje olmaz der. Sanatçı angaje olur. Emekten yana angaje olur.

UKKSA’nın  düzenlediği anmaya törensel olarak katılan Erol Manisalı ise ” Sanatçılar  önlerindeki kırmızı çizgileri, önlerindeki örülmüş duvarları aşabilmelidir. Nazım önündeki duvarları aştığı için, Picasso gelenekselin dışına çıkabildiği için, Atatürk hiç beklenmeyen bir biçimde dizilen Sevr duvarını yıkabildiği için, Lozan’a ulaştığı için.Can’da hem içerik olarak, hem uslup olarak sanatçıların çevresine dizilmiş olan kırmızı çizgileri aştığı, beklenmeyeni söylediği için çok büyük bir şairdir”

Serdettiğimiz Can Yücel’i anma programı böyle tecelli etti.

Bir insanın sanatı ve dünya görüşü, o yaşamı yitirdiğinde, her anmasında, o anmanın içeriğine ışık tutar.

Dileğimiz bundan böyle Can Yücel’i anarken, onun sanatına ve dünya görüşüne uyumlu olabilelim.