Datçalı Çapulcular Gezi Direnişiyle Dayanıştıkları İçin Savcılığa İfade Verdi

Ekim 30, 2013

Bugün Gezi Direnişi’yle dayanışma eylemi yapan Datçalılar savcılığın tebligatı üzerine ifade vermeye başladı.

Datça savcılığı tarafından soruşturmaya uğrayanlardan 4 kişinin ifadesi alındı. Soruşturmaya uğrayanların ifadesine göre 30 ayrı dosyanın daha olduğu söyleniyor.

P1060035

İfade vermek için gelenlerin yanı sıra soruşturmaya uğrayanlara destek için gelenler de Datça Adliyesi önünde toplandı. Destek için gelenlerden 3 kişi soruşturma sebebi olan eylemlere katıldıkları konusunda savcılığa dilekçe vererek  kendilerini ihbar ettiler.

Soruşturmanın demokratik haklarını kullananlara gözdağı vermek amacıyla yapıldığını dile getiren Datçalılar, basın açıklamasında şu görüşleri dile getirdiler:

 

 

 

 

 

 

BASIN AÇIKLAMASI

Bizler bugün de Datça Adliyesi’ndeyiz. Geçen hafta aynı gün yine buradaydık.

AKP iktidarının insanların yaşam alanlarına pervasızca müdahalesine karşı direnenleri destekleyen biz Datçalılara soruşturma açıldığı için buradayız.

Bu açılan soruşturma, demokrasinin gereği olan muhalefet etmenin de, muhalefetini seslendirme hakkının da dikkate alınmadığını ortaya koyuyor.

Demokrasinin kurallarının böyle olmadığı aşikârdır.

Soruşturma açılması gerekenler barışçı gösteri yapanlar değil, yaşanan bu süreçte 8 genci öldürenlerdir.

17.000 faili meçhul cinayetin aydınlanmadığı bu ülkede önceki iktidarlar da, şimdiki iktidar da aynı sorumluluğu taşımaktadır.

Gencecik insanlarımız, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Serdar Kadakal, Diyarbakır Lice’de karakol inşaatını protesto ederken Medeni Yıldırım, Gülsuyu’nda çeteler tarafından  Hasan Ferit Gedik acımasızca öldürüldüler.

Genç yaşlarında canlarını kaybedenlerin yanında bizlere soruşturma açılması nedir ki?

Bizler bu acıyı kalbimizde hissediyoruz, insan olanların da bu acıyı hissedeceklerini düşünüyoruz.

Datça Dayanışması


Datça’da Gezi Direnişini Destekleyenlere Soruşturma Açılmasına Karşı Datçalılar Basın Açıklaması Yaptı

Ekim 23, 2013

Gezi Direnişi’yle birlikte AKP iktidarının direnenlere karşı uyguladığı şiddeti protesto eden  Datçalılara geçtiğimiz günlerde savcılık tarafından soruşturma tebligatları gönderilmeye başlandı.

Fotoğraf-0027

 Soruşturma tebligatı gönderilenlerin, Pakize Ergin Karataş, Melda Omay, Elif Sidal Ergin, Ayla Antalyalı, Latife Yapıcı, Gökçer Karaağaç, Fevzi Avan, Murat Ertan, Semih Çelebi olduğu belirtiliyor. Savcılık bu isimler dışında kimlerin olduğu konusunda, soruşturmanın gizliliğini gerekçe göstererek bir açıklama yapmıyor.

Haklarında soruşturma açılanlar ve bu antidemokratik uygulamaya karşı olanlar, dayanışma için bugün Datça Adliyesi önünde toplandılar. Savcılığın  bugün için  ifadelerinin alınması çağrısına uyan soruşturmaya uğrayanlar, savcıya gittiklerinde yeterli personel olmadığından 1 hafta sonra gelmeleri cevabını aldılar.

Adliye önünde toplananlar arasından Oya Özgüven soruşturma açılmasına gerekçe olan Datça’daki Gezi Direnişi’ne destek ve dayanışma eylemlerine katılan Datçalıların hepsinin kendini savcılığa ihbar etmesini önerdi, katılımcılar tarafından bu öneri desteklendi.

Daha sonra  Datça Dayanışması’nın hazırladığı basın açıklaması Melda Omay tarafından okundu; açıklamada şunlar dile getirildi:

Basın Açıklaması

Gezi Parkında ağaçların kesilmesi karşısında direnenlerle dayanışma için, demokratik toplumların en temel hakkı olan protesto ve gösteri hakkını kullanmış Datçalılardan bazıları hakkında soruşturma açılmıştır.

Gezi Direnişi bu ülke topraklarında yaşayan insanlar için önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Bir dönüm noktasıydı, çünkü yönetenlerin halkın düşüncelerini hiçe sayarak onların yaşam alanlarını yok etme girişimine karşı umulmadık bir demokratik direniş gerçekleşti.

Çoğunluk olup, iktidar olan gücün her istediğini yapmasının demokrasi değil tahakküm rejimi olduğunu Gezi Direnişi herkese öğretti.

Sokağa dökülüp demokratik haklarını kullanan milyonlarca kadın, erkek, genç yurttaş, demokrasinin, sadece seçimden seçime oy kullanmak değil, her zaman ve her yerde yönetenlerin toplumsal çıkarlara uygun olmayan karar ve eylemlerine ses çıkarmak olduğunu gösterdiler.

Biz Datçalılar da, Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı direnenlere destek olduk.

İnsan hayatının hiçe sayıldığı, katledilen binlerce insanın kemiklerinin bile bulunamadığı bir ülkede “üç beş ağacın kesilmesi”nin ne önemi olabilirdi ki!

Ama hepimiz biliyoruz ki, mesele üç beş ağaç değildi, yıllardır bizi hiçe sayan, rızamız olmadan bize yapılan emrivakilerdi.

Gayet doğal ve insani bir isyan duygusuyla başlayan Gezi Direnişi’nin toplumsal bir harekete dönüşmesinin nedeni; halkın, sistemin bugünkü iktidarı AKP hükümetine artık yeter demesi ve bizi ilgilendiren konularda kararı biz veririz, sermayenin insanı unufak eden politikalarına baş eğmeyeceğiz diyerek ayağa kalkmasıdır.

Biz Datçalılar da, aynı şeyi diyoruz. Başından beri Gezi İnsanları’nın, Gezi Direnişi’nin yanında olduk. Demokratik haklarımızı kullanarak görüşlerimizi seslendirmemize karşı soruşturma açılmış olmasının, halkı sindirmeye yönelik son derece antidemokratik bir uygulama olduğunu düşünüyor, bunu evrensel insan hakları açısından da hukuka aykırı addediyoruz.

Datça Dayanışması

 


UYAN BERKİN ELVAN

Ekim 19, 2013

berkin


Demokrasinin gereği olan ‘Andımızın’ Kaldırılmasını Datça Ülkü Ocakları Andımızı Okuyarak Protesto Etmiş!

Ekim 4, 2013

Yarımadanın Sesi Gazetesinin haberine göre Datça Ülkü Ocakları şubesinde toplanan bir grup Andımızın kaldırılmasını lokallerinde protesto etmiş.

1930’larda dünyada faşizm rüzgarlarının estiği daha sonra da insanlığı felakete sürükleyen  İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler, İspanya’da Franco diktatörlüklerinin kurulduğu atmosferde, Türkiye’de ki siyasi sistemde bundan etkilenmiş milliyetçi-şoven zihniyet egemen olmuştur.

ırkçılı

Türkiye cumhuriyeti kurucularının daha önce varlığını kabul ettiği farklı etnik kimlikler bu dönemde Türkleştirilerek asimile edilmeye çalışılmıştır. ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ sözleriyle biten Andımız bu yönüyle Anadolu’da yaşayan farklı kimlikleri  zorla asimile etmenin bir yöntemi olarak uygulanmıştır.

Gazetenin haberine göre Ülkü Ocakları Başkanı şunları söylemiş: “uygulamanın Türk milletine yapılmış büyük bir hakaret olduğunu kaydetti.  Andımızın kaldırılmasından rahatsızlık duymayan tek kesimin Türk düşmanları olduğunu savunan Akyel “Türk milletinin malı ve canıyla bedelini ödeyerek aldığı bu toprakların hakimiyet tapusu AKP tarafından altın tepsi içerisinde Türk düşmanlarına sunulmaktadır. Türk yurdunda ‘Türküm’ demenin suç haline dönüştüğü bu ihanet süreci, gün gelecek sahiplerinin başına çalınacaktır. Türklüğe ve Türk milletine yapılan bu saldırıların hesabı asla mahşere kalmayacaktır. Varlığını Türk varlığına armağan eden Türk milliyetçileri bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de Andımız’ı daha gür bir sesle okumaya devam edecektir’ dedi.

Açıklamanın ardından ülkü ocakları üyeleri, hep bir ağızdan “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan andımızı okuyarak kararı protesto etti.”

Farklı etnik kimliğe sahip olan vatandaşların varlıklarını başka bir etnik kimliğe armağan eden sözlerin 1930’ların dünyasında kaldığını algılayamayan ifadelerle karşı karşıyayız. Demokrasi bugünün dünyasında farklılıkları içerdiği ölçüde anlamını buluyor artık.

Bu topraklarda yaşayan Kürdün, Çerkezin, Ermeninin, Lazın farklı kimliğe sahip vatandaşlarımız olduğunu reddetmek onları zorla Türkleştirmek değil, bu farklı etnik kimliklerin birlikte demokrasiyi inşa etmesi zamanıdır şimdi.

Bu sözleri sarfeden Ülkü Ocaklar Başkanına şunu söylemek gerekiyor: Bulgaristan’da bir dönem Türk azınlığın Türkçe isimlerinin kaldırılıp, devlet zoruyla Bulgar isimlerine dönüştürülmesine, böylelikle  Türk etnik kimliğini yok etme yöntemine, mensup olduğunuz dernekte tepki gösteriyordu. Bugün Bulgaristan’da dünkü baskıcı sistemin  aksine, Türk kimliği Bulgaristan vatandaşı olarak statü sahibi, parlamentoda da Hak ve Özgürlükler partisi olarak temsil ediliyor. Daha önce de bu parti koalisyon ortağı olarak iktidarda bulundu. Şimdi de iktidar ortağı olarak varlığını sürdürüyor.

Bulgaristan örneği vatandaşlığın farklı etnik kimliklerle beraber varolabileceğini sarih olarak gösteriyor.

Demek ki çifte standartlı olmamak gerekiyor. Bulgaristan’da azınlık olan Türk’ün hakkını savunuyorsan, Türkiye’de de azınlıkta olanın hakkını savunacaksın. Böyle yapmazsan dünya seni tutarsızlık örneği olarak değerlendirir. Esas olan da   herşeyden önce insanı, insanlığı savunmaktır….